25.10.2020, 13:34

SonBahar

J.J. Rousseau sessizliğin ve yalnızlığın çeşitleri üzerine yazmış. Sessizliği günün saatlerine, yalnızlığı hayatın evrelerine ayırmış, kendini dinleme üzerine betimlemiş.

Sessizliğin en güzel hali de , kendini en güzel dinlediğin anda güz dönemi şafak vakti. Doğa “dönüşüyor” , gözle görülür değişiklikleri yaşıyor.

Gayet ses dolu doğa, şehirde bile. Karga ve martıların sessizliğinde , diğer kuşlar cıvıl cıvıl, nadir spor yapanların yere temasları, hatta sakin suların balık kümelerinin çıkardığı sesler.

Harmoni dolu bir sessizlik, lirin notaları arasında havada kalan türden olan..

Yankısı tam içimde oluyor şafak vaktinde bu müziğin. Yekparelik hali ile doğa ile aynı “titreşimde” diğer bir deyişle aynı “melodide” oluyorum.

R.L Stevenson ‘ın deyimiyle insan “sessizliği müzik gibi işiterek” yazar aslında.

Her sabah spordan sonra, sahilde oturuyorum. Nabzım normale inene kadar spor yapan komşularımı izliyorum. Gözlem ne güzel şey. Kıpır kıpır kalp atışı gibi oluyor o saatler. Yedi civarı. Kalkanlar enerjik. Çeşit çeşit. Hedefe kitlenenler; neşeyle beraber takılanlar. Her yaş. Kenarda tempom tamamen farklı bir şekilde ; bir nevi oyundan çıkıp soluklanma misali geliyor bana. Fikir kristalleşmesi bu noktada geliyor genelde. Günün çözülmesi gereken dertlerine de çözümler, başlaması gereken işlerde burada tohumlanıyor, ama ilk olarak kendime roket yakıtı etkisi yapıyor. Önümden geçen onlarcasından aldığım “vibe” ; “nabız” “ruh hali” . Bana bulaşan olumlu halleri.. gördüklerimin gün içinde bilinç altı pozitif dürtüsü... bu manzarada başladığım ve bitirdiğim yer.

Güzel pazarlar

Yorumlar (0)
açık