18.06.2020, 14:22

KORONA GÜNLERİNDE ÖĞRENCİ OLMAK SIKIYOR

ÖZGÜR DEĞİRMENCİ - Tıp Fakültesi Öğrencisi

Bugün uzaktan eğitimle canlı ders dinlerken masamın altındaki kitap yığınında duran bir kitabı gördüm. Kitapta üniversite öğrencilerinin sorunlarından bahsediyordu. Bir anda kendimi o sıkıcı canlı ders atmosferinden kurtarmak için lisede yaptığım gibi kitabın bir bölümünü açıp okumaya başladım. Aslında ev sevdiğim okumalar böyle kaçak okumalardır. Kitapta üniversite öğrencilerinin yaşadığı sıkıntılardan bahsediyordu. Eski bir kitaptı*. İçindeki bilgiler, araştırmalar 2000li yılları başlangıcına ait idi. Bu korona günlerinde bile değişmemiş olmamaları ilginç geldi…

  • -Aileme yük olmaya devam ediyorum
  • -Ulaşım çok zamanımı alıyor
  • -Yeterli burs imkanı yok
  • -Aylık gelirim masraflarımı karşılamıyor
  • -Derslerle uğraşmaktan başka faaliyete zaman kalmıyor
  • -Gelecekte iş bulamayacağımdan korkuyorum
  • -Sinema, tiyatro, konser gibi kültürel faaliyetlere katılamıyorum
  • -Karşılaştığım öğrenim sorunlarına üniversitede yardım edecek kimse bulamıyorum
  • -Eğlenmek için yeterli zaman ve yer yok
  • -Öğrencilikle ilgili kurallar beni sıkıyor

Kitapta bahsedilen anket ile tespit edilmişti. Hepsini benim gibi başınızla onaylayarak evet dediğinizi duyar gibiyim. Bunu okuyunca aklıma bir soru geldi. Korona döneminde uzaktan eğitimle bu sorunlarımız kalkmış mıydı ya da değişmiş miydi? Ben yazımda bunları teker teker tartışmayacağım. Bunların okurken bana düşündürdüklerini anlatacağım.

Koronavirüs bir sağlık sorunu olarak temelde ortaya çıkmasına rağmen bu biyolojik tetikleyicinin toplumda yarattığı ekonomik, sosyolojik, psikolojik, politik, kültürel vb alanlarda yaptığı etkilerini göz ardı edemeyiz. Postkorona(Korona sonrası) dünyada teknolojinin yardımıyla yeni tahakkümlerin, iktidarların üzerimizdeki etkilerini daha da derinden hissedeceğiz. Normale dönüş elbette olacaktır ama buradaki sorun normalin ne olacağıdır.

Korona günlerinde uzaktan eğitimle beraber eğitim kurumlarının üzerimizde kurduğu tahakkümün devam ettiğini yeniden daha vurucu bir şekilde fark ettim. Uzaktan eğitimle kurumlar hala güçlerini onları görmesek de hissettiriyorlar. Sisteme girdiğimizde yoklama almayan okullar olsa da alabilecek altyapıya sahip olduklarını biliyoruz ve bundan ötürü de dersleri dinliyoruz. Evimizin içine en güvenli bölgemizin içine eğitim kurumlarının bu tahakkümü ve iktidarı sokması beni rahatsız ediyor. Evimiz, hayatımızı yaşadığımız yer, en güvenli ve en rahat olabileceğimiz yer olması gerekirken bu uzaktan eğitimlerle bir anda başka bir şeye dönüştü. Sabah okula gider gibi kalkıp bilgisayarın başına oturuyoruz akşam da kalkıyoruz. Bazılarımızın ödevleri de oluyor. Özel alanlarımızın bu şekilde ihlal edilmesi aslında bu bilgi ağ çağındaki zincirlerimiz daha da görünmez olsalar bile daha da arttığını anlamamı sağladı. Eğitimin gerekliliği ya da sorumluluğunu burada tartışmıyorum yanlış anlaşılmasın. Bu kurumların evimize girmesi bizim güvenli ve rahat olan alanımızı parçaladığını düşünüyorum. Sosyokültürel faaliyetlerinin çoğuna ulaşmanın da imkansız olduğu bu günlerde hayatımızı dört duvar arasında geçirmenin verdiği sıkkınlıklara ek olarak eğitim de böyle bizi tahakküm altına alması var olan düşüncülerimizi duygularımızı değiştiriyor. Evimizin güven duygusunu artık sağlayamaması güvensizlik hissi uyandırıyor. Bu da dolayısıyla özgürlüğümüzün sınırının daha da kısıtlanabileceğini düşündürüyor. Bu sınırlamanın da hayatımızın anlamını, dünyaya ve devlete olan bakış açımızı etkiliyor. İster istemez de bir motivasyon krizine sebep oluyor. Güvenli bölgemizde yani evimizde özneliğimiz azalırken bir nesneye dönüşüyoruz. Yaşamımızın her saatinin kurumlar tarafından belirlendiği bir yaşam biçimi. Bazı dersler görüntülü olduğundan ötürü dağınık saçımızla salaş ev kıyafetlerimizle bile oturamıyoruz. Küçük sorunlar olarak gözükse de evimizde olduğunuz halde özgür olmadığımızı hissetmemiz çok can sıkıcı bir şey. Eğitim için bahsettiğim durum home office(evde bilgisayarla çalışma) yapanlar için de geçerli. Hatta bazı şirketlerin kameranın zorunlu olarak açık tutulmasını istediğini de duyduk. Şaşırttı mı derseniz elbette şaşırtmadı! Özel alan diye adlandırdığımız ev ortamımız büyük bir değişim içerisinde. Bu krizden sağ çıkıp çıkmayacağı belli değil ama bu değerlerimizi, hayat tarzlarımızı korumamıza engel olmamalı. Hepimizin elbette sorumlulukları var ama güvenli alanlarımızı kendimizi rahat hissedeceğimiz alanların böyle bir süreçle yavaş yavaş eritilip iktidarlar tarafından yeniden, kendilerinin istedikleri şekilde oluşturmalarına izin vermemeliyiz. Ondan ötürü herkesin çok sevdiği evde kal sloganına ek olarak şunu demek istiyorum(Slogan bulmada ne kadar kötü olsam da). Özel alanını koru. Rahatlık bölgeni savun. Evini tahakkümden koru. Hayat tarzını koru.

*Prof.Dr.Haluk Yavuzer(Çocuk Psikolojisi   2016,sf.303)

Yorumlar (0)
29°
az bulutlu
banner202