KADINLAR O ÇOK KUTSALLAŞTIRILAN YUVALARINDA ÖLDÜRÜLÜYORLAR

Kadın Meclisleri İzmir Üyesi Hilal Susuz İzmir Gündem’e son dönemlerde artan kadın cinayetleri, sebepleri ve sonuçlarına dair değerlendirmelerde bulundu. Kadın Cinayetlerine karşı toplumsal tepkinin bireysel bazda kaldığı için yetersiz...

31 Ağustos 2019, 13:08 Melis Çivici
KADINLAR O ÇOK KUTSALLAŞTIRILAN YUVALARINDA ÖLDÜRÜLÜYORLAR

Kadın Meclisleri İzmir Üyesi Hilal Susuz İzmir Gündem’e son dönemlerde artan kadın cinayetleri, sebepleri ve sonuçlarına dair değerlendirmelerde bulundu.

Kadın Cinayetlerine karşı toplumsal tepkinin bireysel bazda kaldığı için yetersiz olduğunu savunan Susuz, kadına karşı şiddet haberlerinde medya dilinin kusurlu olduğu yönünde de eleştirilerde bulundu.

“BİZİM KATILDIĞIMIZ DAVALARIN SEYRİ DEĞİŞİYOR”

Kadın Meclisleri nedir, neler yapar?

Kadın Meclisleri 2017 yılında, “Kıyafetime Karışma” eylemlerinden sonra kuruldu. Şu an elliye yakın ilde varız. Kadınların örgütlü mücadele etmesi yönünde bir oluşumuz. Kadın Meclisleri mutlaka her ay bütün kadınlara açık ve her kadının eşit söz hakkına sahip olduğu, gündemi tartıştığımız ve çözüm yollarını konuştuğumuz bir toplantı yapıyor. Onun dışında dava takipleri yapıyoruz. Bu dava takiplerinde ailelerle birlikte mücadele ediyoruz. Bizim avukatlarımızın takip ettiği ya da avukatlardan bağımsız bizim takip ettiğimiz davalar oluyor. Bizim katıldığımız davaların seyri ciddi şekilde değişiyor. Zaten biz müdahale talebinde İstanbul Sözleşmesini baz alarak yapıyoruz. Bir kadın öldürüldüğü zaman bu sadece o kadının meselesi değil, aynı zamanda derneklere ve her bir kadına zarar verdiği için müdahale talebinde bulunuyoruz. Ailelerin yalnız olmadığını, yasaların farkında olan insanların olduğunu ve o kişilerin adliyeden çıktığında kamuoyu oluşturacağını göstermiş oluyoruz. Türkiye’de hiçbir şey baskılamadan olmuyor. Sokakta, eylemlerimizde yasa yapanları baskılıyoruz, adliyelerde de bu yasaları uygulayan kişileri baskılıyoruz ve gerçekten de bundan sonuç alıyoruz. Onun dışında Kadın Meclisleri olarak her 8 Mart ve 25 Kasımda eylemler yapıyoruz. Ayrıca refleks eylemlerimiz de oluyor, mesela 45 ilde eş zamanlı Rabia Naz eylemi yaptık 13 Nisan’da. Aynı şekilde dün İzmir’de ve birçok şehirde Emine Bulut için eylem yaptık. Bunların de devamı en kısa sürede olacak, çünkü öfke dinmiyor, her yeni güne kadın cinayetleriyle uyanıyoruz. Biz Emine Bulut için eylem planlarken bile bir sürü kadın öldürüldü. İnsanlar da bu yüzden evlerinde oturmak istemiyor, örgütlü hareket etmek istiyorlar. Kadın Meclisleri de buna öncülük ediyor.

Kadına karşı şiddet haberlerinde medya dilini nasıl yorumluyorsunuz?

Bu bizim en sıkıntı çektiğimiz konulardan biri. Bizim bir sosyal medya ekibimiz var. Zaten önce medyaya yansıyor, sonra bize geliyor, şiddet olaylarında bazen medyadan önce bize geliyorlar. Medyaya yansıyan olaylarda biz bir kaynak göstereceğimiz zaman çok zorluk çekiyoruz. Bir sürü yayınlanmış haberden, görseli uygunsuz olan oluyor, manşeti yanlış atılmış olan oluyor. Mücadeleye uygun bir haber dili içeren kaynak bulmakta çok zorlanıyoruz.

“TOPLUMSAL TEPKİ BİREYSEL DÜZEYDE KALDIĞI SÜRECE YETERSİZ OLACAK”

Kadın cinayetlerine karşı toplumsal tepkiyi yeterli görüyor musunuz?

Bireysel olarak evet, herkes tepkili. Ama birçok kişide şunu fark ediyoruz, insanlar nasıl ses çıkartacağını bilmiyor. Mesela bize telefonla ulaşanlar genelde epeydir bizi sosyal medyada takip eden arkadaşlar oluyor. Bu arada sosyal medya örgütlenmesi ciddi anlamda çok önemli. Çünkü sesimizi herkese duyurabildiğimiz bir yer. Toplumsal tepki bireysel düzeyde kaldığı sürece yetersiz olacak. Bizim her daim dile getirdiğimiz gibi, örgütlü mücadele çok önemli. Biz Kadın Meclisleri olarak 45 ilde aynı zamanda eylem yapabiliyorsak bu örgütlü mücadele sayesindedir.

Emine Bulut’un görüntülerinin yayınlanmasının cinayete olan tepkiyi ve toplumsal farkındalığı arttırdığını düşünüyor musunuz?

Bu tarz görüntülerin gösterilmesi, sürece baktığımızda uzun vadede bu olayların normalleştirilmesi demek. Toplumsal öfke, toplumsal ayaklanma açısından maalesef insanlar bunları gördüğünde tepki veriyor. Baktığımızda her gün kadınlar Emine kardeşimiz gibi öldürülüyorlar ama bu kadar tepki çekmiyor. Özgecan Arslan, kadın mücadelesini yönlendiren isimdi, Emine Bulut ise kadın cinayetlerinin son bulması için temsili bir isim. O yüzden bu isimler evet, çok önemli. Ama bunların görünür kılınması, paylaşılması uzun vadede normalleştirilmesi anlamına gelir. Birçok kişinin de farkındalığı bu video sayesinde oldu diyebiliriz.

“TÜRKİYE’DE YAŞANAN HER OLUMSUZLUĞUN SONUCU KADINA DOKUNUYOR”

Kadın cinayetlerinin ülkemizde bu kadar yaygın olmasını hangi etmenlere bağlıyorsunuz?

Bunun bir sürü etmeni var aslında. Cinsiyetçi politikalar, cinsiyetçi söylemler, ekonomik kriz çok ciddi etki ediyor. Mahkeme salonlarındaki iyi hal indirimleri, yasaların uygulanmaması, kravat takana, silahı temizlerken vurdum diyene indirim uygulanması kadın cinayetlerinin önünü açıyor. Biz mahkemeye gittiğimiz zaman hakimle duygusal bir bağ kurmak istiyoruz. Bu mahkeme salonundan çıkacak en ufak bir karar kadınların öldürülmesinin ya önünü açacak ya da kapatacak. “İş istiyorum” diyen bir kadına Cumhurbaşkanı’nın “Kocan yok mu, o çalışmıyor mu?” demesi bile büyük etmen. Manisa’da bir kadın kardeşimiz çalışmak istediği için öldürüldü. Baktığınızda ekonomik şiddet, kadın cinayetlerinin çok ciddi şekilde önünü açıyor. Buradan baktığınızda yasa yapanlara, siyasetçilere çok iş düşüyor. Türkiye’de yaşanan her olumsuzluğun sonucu kadına dokunuyor. Ve sonuç olarak çalışıyorsa işte patronu tarafından, evdeyse babası tarafından, evliyse evli olduğu erkek tarafından şiddete uğruyor.

Kadınlar en çok hangi durumlarda şiddete maruz kalıyorlar?

Kendi hayatları hakkında karar vermek istediklerinde. Çalışmak istediklerinde, evlerini istedikleri gibi yönetmek istediklerinde, sokakta istedikleri gibi giyinmek istediklerinde şiddete maruz kalıyorlar. Hamile kadınlar parkta tanımadıkları adamlar tarafından şiddete maruz kaldılar çok yakın bir zamanda. Bu o kadar fazla ki belli bir istatistik bile tutamıyorsunuz. Hamile bir kadının sokakta olmasını ayıplayan bir siyasetçinin olduğu ortamda, bu kadınların şiddet görmesi sürpriz değil. Balık baştan kokar. Bu işin bir de psikolojik şiddet boyutu var. Kadınlar daha sokağa çıktıklarında bile şiddete uğruyorlar.

“KADINLARIN KANLARIYLA ELDE EDİLMİŞ YASALARA DİL UZATIYORLAR”

İktidar ve muhalefet cephesinin kadına karşı şiddetin engellenmesi yönünde tavrını yeterli buluyor musunuz?

Bizim artık kuru laflara karnımız tok. Emine Bulut arkadaşımızın öldürülmesinden sonra, “Kadına karşı şiddete sıfır tolerans” diye tepki gösterdiler. Bu ilk değildi, son olması için bir şey yapmanız lazım. Bakanlık bir veri tutmuyor. Siz problemin kaynağını bilmeden çözüm üretemezsiniz. Ama kaynağını araştırmak için bir şey yapmıyorlar. Kadınların kanlarıyla elde edilmiş yasalara dil uzatıyorlar. Kadınların zaten şu an ne iktidardan ne muhalefetten bir beklentisi yok. Münevver Karabulut cinayetiyle başlayan mücadelede bir adım atacak olsalardı zaten olmuştu. Kadın cinayetlerinin sayısı gittikçe artıyor ve siz bu sorunu da kadınlara soracaksınız, çözümü de kadınlara soracaksınız. Ama kadın mücadelesini bir kenara bırakıp, kadınların maruz kaldığı şiddetten bihaber söylemler ve politikalar geliştiriyorsunuz.

Davalarda uygulanan iyi hal indirimlerini teşvik edici bir unsur olarak görüyor musunuz?

Kesinlikle. Bir kişi ağırlaştırılmış müebbetten çekinmiyorsa, nasılsa af çıkar, şunlardan indirim alırım zaten diye düşünüyorsa bu cinayetlerin önünü açar. Bu toplumda yaşıyorsunuz, hakimler, savcılar, polis bu toplumun içinden. İnsanların kafasında bir hikaye var, kendilerini haklı görüyorlar ve sanıyorlar ki yasalar da o kişiyi haklı görecek. Bu durum hakimden hakime, savcıdan savcıya da değişebiliyor. Olay ilk yaşandığındaki araştırmalar, savcının, polisin ilk adımları çok önemli. Bizim ülkemizde insanlar tanıdık bir polis ya da savcı varsa kurtulabileceğini sanıyor. Bundan kötü, bundan çirkin bir şey olabilir mi? Kadın cinayetlerinin yüzdesel olarak en çok gerçekleştiği şekil ateşli silahla oluyor. Birkaç ay önce ateşli silahla ölüm %40 iken şu an %52’ye çıkmış durumda. Biz ilk duruşmaya giriyorsak ve ateşli silahla öldürüldüyse, “Doldur boşalt yaparken oldu, temizlerken oldu, yanlışlıkla patladı” diyecekler diye tahminde bulunuyoruz. Hep de aynıları söyleniyor. Bunları artık ezberledik. Adli tıpla bu kanıtlanabiliyor. Ama siz “Doldur boşalt yaparken vurdum” diyen insana indirim verirseniz, sonraki yapacak kişiyi de teşvik edersiniz.

“İDAM ASLA ÇÖZÜM DEĞİL”

Özellikle kadına karşı şiddet ve çocuk istismarı olaylarından sonra gündeme gelen bir başka tartışma da idam. Siz kadın meclisleri olarak idam cezasına nasıl bakıyorsunuz?

Bunun dile getirilmesi bile aslında kadın mücadelesine çok ciddi zarar veren bir şey. İdam asla bir çözüm değil. Bir probleme sizin kalıcı ve sürdürülebilir çözüm getirmeniz lazım ki ortadan kalksın. Bu olaylar idam olan ülkelerde olmuyor mu? Siz toplumsal cinsiyet eşitsizliğini giderin. Toplumsal cinsiyet eşitliğini üniversitelerden kaldırmak için çabalıyorsunuz. Bu eşitsizlik giderilmeden bu şiddetin önüne geçilemez. Biz Kadın Meclisleri olarak idamın bırakın tartışılmasını, adının geçmesini bile rahatsız edici buluyoruz.  

Geçtiğimiz günlerde tartışılan bir başka konu da nafaka. İhtiyaç sahibi kadınların dışında nafaka uygulamasını suiistimal edenlerin varlığından dolayı düzenleme getirilebileceği konuşuluyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Trajikomik bir şey var. Bu nafaka hakkı erkeğin de hakkıdır. Yani boşandıktan sonra yoksulluğa düşen her kişi nafaka hakkı talep edebilir. Yoksulluğa düşen kişi erkekse ve kadının maddi durumu iyiyse, erkek de nafaka isteyebilir. Ama şunu sorgulamıyorlar, neden boşandıktan sonra yoksulluğa düşen taraf hep kadınlar oluyor? Kadının evliyken çalışmasına izin vermiyorsunuz, çocuğun sorumluluğunu yalnızca kadına yüklüyorsunuz, boşandığında kendi ayakları üzerinde durmaya çalışmasını dert ediniyorlar. Ki bu nafakalar çok cüzi miktarlar. Bu kesinlikle ikiyüzlülük. Bu olayı suiistimal etmeye çalışanlar için ise, başkalarına muhtaç şekilde yaşayan kadın ömrünü tabi ki bu şekilde idame ettirmek ister. 300 Tane bundan mağdur olan insan olduğu söyleniyor. 300 Kişi için üç milyon kadının hakkını siz tehlikeye atamazsınız.

İstanbul Sözleşmesi nedir? Feshedilme tartışmaları gündemde çokça tartışıldı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Türkiye her önüne gelen sözleşmeyi imzalamayı çok seviyor. Bir hevesle imzalıyor, sonra uygulamıyor. İstanbul Sözleşmesinin temelinde toplumsal cinsiyet eşitliği yatıyor. 6284 de zaten İstanbul Sözleşmesi baz alınarak oluşturulmuş bir yasa. İstanbul Sözleşmesi şiddete uğrayan kadınların korunmasıyla ilgili bir sözleşme. Önceden kadın şiddete uğrayıp şikayetçi olduğunda dava açılıp açılmaması savcının inisiyatifindeydi. Ama şu an böyle bir şey yok. Bir kadının darp raporu varsa ve şikayetçiyse, savcıya gitmeden, otomatik olarak dava açılır ve bakanlık da darp raporu olan her kadına otomatik olarak avukat ataması gerekiyor. Yani aslında bu bakanlığı da harekete geçiren bir sözleşme. Bu sözleşmeden önce dernekler davayı takip edemiyordu ama artık edebiliyor. Yani İstanbul Sözleşmesi tamamen şiddete uğrayan kadınların güçlendirilmesine yönelik bir sözleşme. Biz bu sözleşmeyi 2011 yılında imzaladık ve baktığınızda 2011 yılında önceki yıllara kıyasla kadın cinayetlerinde yarı yarıya bir azalma görürsünüz. Bir kadının hiç kimseye ihtiyaç duymadan, sırtını yasalara dayayarak özgürlüğünü kazanmasından rahatsız oluyorlar. Yuvayı yıkan şey kadınlar ve bu yasalar değil. Kadınlar o çok kutsallaştırılan yuvalarında öldürülüyorlar.

Yorumlar (0)
banner110
14°
kapalı

escort istanbul

istanbul escort