CHP'li Yıldırım Kaya:Kibir abidesi kaybetti,Türkiye Kazandı

İzmir Gündem'den Melis Çivici'nin sorularını yanıtlayan  CHP’nin Eğitim Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya, Türkiye’nin en öncelikli sorunlarından birinin eğitim olduğunu belirtirken, eğitimin...

02 Ekim 2019, 11:03 Melis Çivici
CHP'li Yıldırım Kaya:Kibir abidesi kaybetti,Türkiye Kazandı

İzmir Gündem'den Melis Çivici'nin sorularını yanıtlayan  CHP’nin Eğitim Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya, Türkiye’nin en öncelikli sorunlarından birinin eğitim olduğunu belirtirken, eğitimin cemaat ve tarikatlara teslim edilemeyeceğini söyledi.

Yerel seçim sonuçlarından sonra Türk siyasetinde bir değişim rüzgarı esmeye başladı. Siz bu seçimi ve yarattığı sonuçlar bağlamında Türk siyasetinin akıbetini nasıl yorumluyorsunuz?

Bu seçim Türkiye siyasetinde o asla kaybetmez, tek adam diktatörlüğü seçimle, oyla, sandıkla devrilemez düşüncesini alt üst etti. Türkiye’de artık tek adam rejimi ve diktatörlüğün demokrasi mücadelesiyle değişebileceğinin en büyük örneği yaşandı. 31 Mart’ta Adalet ve Kalkınma partisi ve tek adam zihniyeti kaybetti, biz kazandık. 23 Haziran’da hakimleri ve savcıları esir alıp sandıkta kazandığımızı yine elimizden alma düşüncesinde olanlara karşı İstanbul ve Türkiye halkı bir bütün olarak karşı durdu ve AKP ve MHP’ye oy veren seçmenlerin de oyunu alarak İstanbul’dan dünyaya bir kez daha ses verildi. Demokrasi mücadelesi her zaman başarıyla sonuçlanır, bunu Türkiye yaşadı, gördü. Kibir abidesi kaybetti, Türkiye kazandı. AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, “İstanbul’u kaybeden, Türkiye’yi kaybeder” diyordu. Çok doğru bir şey söylüyor, İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır. Şimdi önümüzdeki en temel görev, İstanbul’u kazandığımız gibi Türkiye’yi de kazanacağız.

CUMHURİYET HALK PARTİSİ İKTİDAR HEDEFLİ PROGRAMINI ORTAYA KOYACAKTIR”

Cumhuriyet Halk Partisi’ni bekleyen bir olağan kurultay süreci var. Bu kurultay parti içinde bir değişim yaratacak mı, öngörüleriniz nedir?

Bir değişim yaratacak. Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki örgütlenme anlayışı değişecek, mücadele tarzı değişecek, çalışma tarzı değişecek, 21. yüzyılın Türkiye’sine uygun yeni bir örgütlenme modeli, yeni bir mücadele anlayışı, yeni bir çalışma tarzı, yeni bir programla Türkiye’nin temel ihtiyaçlarına yanıt üreten bir parti haline gelecek. Cumhuriyet Halk Partisi bugüne kadar biriktirdiklerinin üstüne koyarak, demokrasi devrimini gerçekleştirmek üzere kendisine yeni bir yol haritası çizecek. Değişimin ana noktası bu olacak. Daha önce 31 Mart sonrası Kılıçdaroğlu Doktrini diye bir yazı yazdım. Kemal Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanı olduktan sonra adım adım Türkiye’deki tüm güçleri birleştiren, Türkiye’nin umudu haline gelen ve Türkiye’nin birleştirici gücünün Cumhuriyet Halk Partisi olduğunu ispatlayan bir süreci hayata geçirmiştir. Bu çok sıkıntılı ve zor bir süreç olmuştur, ama önce 24 Haziran’da Millet İttifakı’nı kurarak yeni bir yaklaşımı ortaya koymuştur, arkasından 31 Mart seçimlerinde 11 büyükşehir belediye başkanlığını kazanıp buna 10 tane de il belediye başkanlığını katarak 21 belediye başkanlığını kazanmış, şehir merkezlerinde yaşayan nüfusun %50’sinin Millet İttifakı tarafından yönetileceği bir süreci ortaya koymuştur. İşte bu kurultayımız, Kemal Kılıçdaroğlu Doktrininin ne denli doğru olduğunun ve nasıl başarıya ulaştığının bir kez daha altını çizecek ve önümüzdeki halkın iktidarının kurulma sürecinin köşe taşları bu kurultayda döşenecektir. Çünkü yerelde iktidar olmak yetmez. Türkiye ekonomisi çökmüş, işsizlik had safhaya ulaşmış, yolsuzluk tamamen içinden çıkılmaz hale gelmiş, eğitim sistemi bozulmuş, dış politika iflas etmiş, tüm bunlara çözüm iktidar değişikliğiyle mümkündür. Önce Cumhuriyet Halk Partisi kendi yol haritasını bir kez daha netleştirecek, arkasından iktidar hedefli programını ortaya koyacaktır.

“23 HAZİRANDA HARAMİLERİN SALTANATI YIKILDI”

Geçtiğimiz günlerde Diyarbakır, Mardin ve Van belediyelerine kayyum atandı. Sizin bu kayyum atamalarına ve 31 Mart’tan sonra CHP’ye geçmiş belediyelere özellikle de İstanbul’a kayyum atanabileceği söylentilerine dair değerlendirmeniz nedir?

Öncelikle Diyarbakır, Mardin ve Van Belediyelerine atanmış bir kayyum sadece buralara değil, tüm Türkiye demokrasisine atanmış bir kayyumdur. Türkiye demokrasisine bir darbe yapılmıştır. Dolayısıyla buradaki bir atama Türkiye’yi etkileyen bir atamadır. Halkın iradesini yok sayan hiçbir uygulamayı biz doğru bulmuyoruz. İstanbul halkının iradesine 6 Mayıs’ta YSK vasıtasıyla bir darbe yapıldı, o darbeye İstanbul halkı 23 Haziran’da 806 bin oy farkıyla yanıt verdi. Böyle bir olaya yeltenmeleri mümkün değil, yeltenirlerse de sadece İstanbul değil, tüm Türkiye halkı buna gerekli en sert yanıtı verecektir. Halkın iradesiyle hiç kimse oynamaya kalkmasın, bu dünyada diktatörler hiçbir zaman başarıya ulaşmamıştır. Başarı her zaman demokrasi sevdalılarının başarısı olmuştur. Biz, “Haramilerin saltanatını yıkacağız” demiştik, dolayısıyla 23 Haziran’da haramilerin saltanatı yıkıldı. Bataklıkta çabaladıkça daha çok batılır.

“ADALET CÜBBESİNİ GİYMİŞ HİÇ KİMSE, BAŞKASININ TALİMATIYLA KARAR VEREMEZ”

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na sosyal medya paylaşımları yüzünden geçtiğimiz gün 9 yıl 8 ay hapis cezası verildi. Siz isnat edilen suçlar ve verilen ceza hakkında ne düşünüyorsunuz?

Korkuyorlar, korkacaklar; kaybettiler, kaybedecekler. Biz kazandık. Canan Kaftancıoğlu’na verilmiş ceza sadece Canan Kaftancıoğlu’na verilmiş bir ceza değil, İstanbul iradesine yapılmış bir saygısızlıktır. Herhangi bir siyasi partinin il başkanı ya da vatandaş düşüncesini söylediği için yargılanamaz. Bu Türkiye’nin ve Türkiye demokrasisinin ayıbıdır. Türkiye’yi dünyaya rezil etmekten vazgeçsinler. Talimatla karar veren hakim ve savcılar bir gün bunun hesabını mutlaka, kendi yargıları önünde verecekler. Bilirsiniz, Saddam Irak’ta mahkemeye çıkar, mahkemeye çıktığında hakim son dileğin nedir diye sorar, o da affını isteyince hakim şunu söyler, “Sizin koyduğunuz yasalarla ve kurallarla biz sizi yargılıyoruz”. Sonunda da idam kararı verilir. Biz asla idam kararlarını onaylamıyoruz. Ama bugün bu kararların altına imza atanlar, tıpkı 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra köşe bucak kaçan Zekeriya Öz gibi olmasınlar sakın. Adalet cübbesini giymiş hiç kimse, başkasının talimatıyla karar veremez. Karar verirse bugün kendi toprağında yaşayamayan o kaçak savcılara dönerler, hiç kimse buna yeltenmesin. Kendi vicdanlarıyla, kendi adalet duygularıyla karar versinler. Bu karar siyasi bir karardır, bu kararın kabul edilmesi mümkün değildir.

“BU ÜLKENİN SAHİBİ TÜRKİYE HALKIDIR”

Türk halkı son dönemlerde sık sık zamlarla karşı karşıya kalıyor. Bu durumu ve Türk ekonomisinin geleceğini nasıl yorumluyorsunuz?

Türkiye ekonomisi batmıştır. Bu kamyon uçuruma yuvarlanıyor, kamyonun şoförü yok. Türkiye’nin bu uçurumdan bir an önce kurtulması gerekiyor. Türkiye ekonomisinin içinden çıkılmaz hale geldiği bir gerçektir. Ama hem işçi sendikaları, hem kamu çalışanları sendikaları devlet güdümlü sendika olmaktan vazgeçecekler. Şu anda doğalgaza yapılan zam %30’u geçti. İğneden ipliğe yapılmış zamlar var ve insanlar geçinemiyor. Açlık sınırının altında yaşayan milyonlarca insan var. Bir an önce ekonominin düzlüğe çıkması gerekiyor. Bizim ekonomi masamızın hazırladığı tüm çözüm önerilerini ellerinin tersiyle ittiler, geldikleri nokta da bu. Dış politikada, ekonomide, eğitimde iflas ettiler. Bu ülkeyi müflis tüccarın yönetemeyeceği gün ışığına çıkmıştır, sosyete damatla bu işlerin olmayacağı açıktır. Adalet ve Kalkınma Partisi ülkeye iflas bayrağını çektirmiştir. Bu ülke sahipsiz değildir, bu ülkenin sahibi, Cumhuriyet’in sahibi Türkiye halkıdır. Türkiye halkı da kendi üzerine düşen görevi fazlasıyla yapacaktır.

Suriyeli mültecilerin durumu da Türkiye’de tartışma yaratan diğer konulardan biri. Sosyolojik ve ekonomik sorunlara rağmen, Erdoğan en son yaptığı açıklamada Suriye’de güvenli bir bölge oluşturulmadığı takdirde kapıları açacağını söyledi. Siz bu yeni dalgaya Türkiye’nin hazırlıklı olduğunu düşünüyor musunuz?

Erdoğan sürekli olarak başarısızlıklarının, beceriksizliklerinin üzerini örtmek için yeni yeni gündemler yaratıyor. Suriye’de ne oldu da Suriye bu hale geldi? Suriye’de bizim işimiz neydi? Suriye’de kendi rejiminde, kendi idaresini seçen, başka ülkelerin toprağında gözü olmayan bir rejimle biz niye hesaplaştık? Niye bu kavganın içerisine girdik? Yaklaşık 500 bin Suriyeli çocuk Türkiye’de doğdu. Bunların hiçbirinin bir kabahati yok. Suriye’de bir iç savaşa meydan verenlerin, Suriye’deki çatışma ve ayrışmayı körükleyenlerin yatacak yeri yok. Suriye’de Esad’la doğrudan bir ilişki kurulmalı, Rusya ve Amerika yoluyla Esad’la görüşmekten vazgeçmeliler. Doğrudan doğruya biz kendi sınırlarımızda, kendi komşuluk ilişkilerimizi yürütmemiz lazım. Ne yazık ki bunların hiçbirine çözüm üretilemedi. 28 Eylül’de biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bir Suriye Konferansı yapıyoruz. İki gün sürecek bu konferansta Suriyeli yurttaşlarımızın Türkiye’de ve bölgede yaşadığı sorunları konuşacağız, bu sorunların çözümüne dair bir yol haritası çıkartmaya çalışacağız. Çözüm başka ülkeleri savaş ortamına sürüklemek değil, Mustafa Kemal Atatürk’ün fikriyle hareket etmektir; Yurtta barış, dünyada barış. Recep Tayyip Erdoğan Esad’la ortak bakanlar kurulu toplantısı yaparken, birlikte tatil yaparken hiç kimseye sormamıştı. Şimdi bu süreci yaşatırken de aynı hataya düşmesinler. Suriye’den gelenler Antep çöplüğünde buluşmuşlar. Kimi Hristiyan, kimi Müslüman, kimi Türk, kimi Arap, kimi zengin, kimi yoksul, kiminin villaları var, kimi gecekonduda yaşamış, ama Antep’te hepsi birlik içerisinde karınlarını koruyacak ekmek arıyorlar. Türkiye, Suriye’de bu yaşananlardan ders çıkartmazsa benzer bir tabloya gider. Bizim gidecek yerimiz yok, bu ülke bizim, bu ülkede beraber yaşamak zorundayız. Suriyeliler bir an önce kendi ülkelerine dönmeliler ve kendi yaşamlarını, kendi doğdukları topraklarda devam ettirmeliler.

ÖĞRETMEN SORUNU ÇÖZÜLEMEZSE EĞİTİM SORUNU ÇÖZÜLEMEZ”

Siz Eğitim Sen’in ilk kurucusu ve ilk Genel Başkanısınız. Türkiye’de sürekli değiştirilen eğitim sistemi ve atanamayan öğretmenler sorunu hakkındaki değerlendirmeniz nedir?

Türkiye’nin beş temel ve en öncelikli sorunlarından biri eğitim sorunudur. AKP 17 yıllık iktidarı döneminde eğitimi bilinçli olarak içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir. Okul öncesi eğitimi sıbyan mekteplerine dönüştürmüştür. Ortaokul ve liseleri açıköğretime dönüştürmüştür. Okula gitmeyen çocuklarımız var. 700 Bine yaklaşan atanmayan öğretmenimiz var. AKP iktidara geldiğinde 72 bin atanmamış öğretmen vardı. 950 Engelli öğretmen var Türkiye’de, bunların ataması yapılmadı. 950, çok rahat atama yapılabilecek bir sayı. Rehabilitasyon merkezlerinde kölelik ücretine çalışan öğretmenler var. Bunların tümünün sorunlarının çözümü için hızla adım atılması gerekiyor. Eğer öğretmen sorunu çözülemezse eğitim sorunu çözülemez. Sıbyan mektepleri açarak, eğitimi cemaat ve tarikatlara teslim ederek 21. yüzyılın dünyasıyla yarış edemeyiz. Matematikte ülke olarak en altlardaysak, Pisa sınavlarında başarısızlık devam ediyorsa, bu yıl üniversiteyi kazanan çocuklarımızın sadece %17’si yurtlarda kalabilecek durumdaysa bu iktidar bu alanda da iflas etmiş demektir. Becerememişlerdir ve beceremeyen gider, becerebilen gelir.

Türkiye son seçimlerde ittifaklara sahne oluyor. Bu ittifakların oluşmasını sağlayan etmenler neydi, diğer partilerle yaptığınız ittifakları yeni dönemde mecliste sürdürecek misiniz?

Biz bir Türkiye ittifakı kurduk, millet ittifakı kurduk. Milletle buluşmayan hiçbir şey ilerleyemez. Milletin tüm kesimleriyle bizim buluşmamız gerekiyor. Mütedeyyin insanlarla da, ülkücülerle de, devrimcilerle de, sosyalistlerle de, Kürtlerle de bizim birlikte bir mücadele yürütmemiz gerekiyor. Çünkü Türkiye 82 milyonla birdir. Eğer biz bu birliği bozacak işlerin karşısında duramazsak, geleceği inşa edemeyiz. Özgür ve demokratik bir Türkiye yaratmanın yolu bu topraklarda yaşayan tüm kesimlerle birlikte olmaktan geçiyor. Eğer işsizliğe çözüm üreteceksek, yoksulluğu yeneceksek, yeniden üreten bir Türkiye ekonomisine kavuşacaksak bunun yolu halkın iktidarını kurmaktan geçer. İçinde bulunduğumuz sistemde %50+1 oy almadan hiç kimse iktidar olamıyor. Dolayısıyla biz hem parlamentoda, hem belediyelerde, hem sokakta, hem tarlada, hem fabrikada birlikte ağladığımız, birlikte güldüğümüz, birlikte oynadığımız, birlikte yas tuttuğumuz insanlarla birlikte de siyaset yapmak zorundayız. Bunu CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ısrarla takip ettiği noktada başarıya ulaştırdı. Şimdi bu başarıyı daha da yükseğe çıkartmamız gerekiyor. Çünkü Türkiye’nin buna ihtiyacı var, halkımızın buna ihtiyacı var, işsizlerin buna ihtiyacı var, yoksulların buna ihtiyacı var, cinayete uğrayan kadınların buna ihtiyacı var, eğitimsiz kalan çocukların buna ihtiyacı var. Dolayısıyla CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’nun Millet İttifakı pratiği, deneyimi şimdi halkın iktidarını kurma yolunda da bu mücadeleyi yürütecektir.

“AKP KENDİ İÇERİSİNDE FARKLI SESLERE TAHAMMÜL EDEMİYOR”

Ali Babacan’ın yeni bir parti kurma hazırlığında olduğu ve bazı AKP milletvekillerinin de yeni kurulacak partiye geçmek için istifa hazırlığında olduğu biliniyor. Bu partiyle birlikte AKP’nin ivme kaybedeceği görüşünü ve erken seçim söylentilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Zaten AKP çözülmeye başladığı için bu parti girişimleri ortaya çıktı. AKP zaten Ali Babacan ve Davutoğlu’nun girişimlerinden önce iflas etmişti. AKP’nin dağılması Türkiye’nin hayrınadır, Türk ekonomisinin hayrınadır, işsizlerin, yoksulların hayrınadır, demokrasi sevdalılarının hayrınadır. Sadece istifalar yok, ihraçlar da var. Ahmet Davutoğlu ve bir grup arkadaşını da Yüksek Disiplin Kuruluna verdiklerini duyduk. Cumhuriyet Halk Partisinin özgür düşündüğü ve olağanüstü kurultay talepleriyle çalkalandığı dönemlerde bile buna alkış tutan AKP şimdi kendi içerisinde farklı seslere tahammül edemiyor. Ne yaparlarsa yapsınlar Abbas yolcu, bağlasan da durmaz artık. Ben Ali Babacanların kendi hattında nasıl bir parti kuracaklarını, hangi programlarla çıkacaklarını görmedim. Eğer Türkiye’nin lehine işler yapacaklarsa, biz siyasi partilerin mutlaka olmasından yanayız. Barajların kaldırılmalı, ittifaklara bile ihtiyaç duyulmayacak şekilde, milli bakiye sisteminin getirildiği bir sistem olmalı, her parti kendi düşüncesiyle, kendi seçmeniyle buluşmalı. Bunun karşısında biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak hiçbir zaman gocunmayız, önünde de engel olmayız. Çünkü çok partili yaşama geçiş, Cumhuriyet Halk Partisi’nin ikinci genel başkanı ve Cumhuriyet’in ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü döneminde gerçekleşmiştir. Bizim savunduğumuz çoklu parti yaşamıdır, demokrasidir. Demokrasilerde farklı partiler, farklı düşünceler olur. Ben AKP’nin erken genel seçime gideceğini düşünmüyorum. Recep Tayyip Erdoğan dört yıllık görevini sırça sarayda devam ettirmek isteyecektir, çünkü kaybetti. İstanbul’u kaybedenin Türkiye’yi kaybedeceğini kendi söyledi. Bunu gören Tayyip Erdoğan erken seçime neden gitsin?

Yeni kitabınız Haziran’dan Haziran’a nasıl ortaya çıktı, isim hikayesi nedir?

Ahmet Arif’i, Nazım Hikmet’i, Hüseyin Cevahir’i haziranda kaybettik. Haziran ayı, Türkiye emekçi sınıfları açısından, işçi sınıfı açısından ve demokrasi mücadelesi yürütenler açısından da önemli bir aydır. 15-16 Haziran işçi direnişleri, grev, toplu sözleşmeli sendikal hakkın, DİSK’in yürüttüğü onurlu mücadelenin günüdür. 17-18 Haziran kamu çalışanları hareketinin ki ben de genel başkanlığını yaptım, Kızılay’da 150 bin kişiyle “Bizim de siyaset hakkımız var, grevli, toplu sözleşmeli hakkımız var” diye yürütülen bir eylemin tarihidir. 15 Haziran yalnız Türkiye’de değil, dünyada rekoru kırılamayacak bir hareketin başlangıcıdır. Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun Adalet Yürüyüşünü başlattığı zamandır. 23 Haziran benim parlamentoya girdiğim tarihtir. 24 Haziran’da benim parlamentoya girdiğimden sonraki 24 Hazirana kadar geçen bir senelik dönemi anlatan bir kitaptır. Bu süreçte sistemi değiştirdiler, parlamentoyu işlevsiz kıldılar, ama biz istersek her şeyi değiştirebiliriz iddiam vardı benim. Ve bu süreden sonra 31 Mart seçimi oldu kazandık, 23 Haziran seçimi oldu kazandık. Bir de ben sokağın insanıyım, oradan geliyorum. Bunun için Sokaktan Parlamento’ya dedim. Hani kafese kuş koyarsınız ya, parlamentoya seçildiğimizde kafese koyulan kuş gibi sandılar bizi. Ama biz kafese sığmadık, sokaktan parlamentoya, parlamentodan sokağa bir örgütlenme mücadelesini içeren, kısa notlarımdan oluşan bir kitaptır. Bir de bu dönemde gazeteciler cezaevine atıldı, özellikle Cumhuriyet Gazetesi yazarları. Bizim hem gazeteci kimliği, hem siyasetçi kimliği olan arkadaşımız Eren Erdem içeride. Yeni gazetecilerin yetişmesi için bir vakıf var. Bu kitaptan elde edilecek tüm gelirleri sizin gibi genç gazeteciler yetişsin diye Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı’na bağışladım.

Yorumlar (0)
11°
sisli