01.09.2019, 11:55

Barış çaba ister; beklemekle gelmez

Suriye’de yıllardır devam eden ve sadece 2018’de 23.000 olmak üzere toplam yaklaşık 570.000 insanın yaşamına mal olan ve Fırat’ın doğusunu ve batısını aralarında paylaşmış iki süper güce rağmen, Dünya Barış Günü.

Afganistan’da dün patlayan ve on masum insanın yaşamına mal olan bombaya inat Dünya Barış Günü.

Irak’taki çatışmalarda sadece son iki yılda 6000 insan yaşamını yitirdi. Hala devam eden çatışmalara rağmen Dünya Barış Günü.

Afrika kıtasında devam eden Somali’deki sivil savaş ve Sudan’daki etnik savaşa ve bu savaşlarda son iki yılda 8000 kişi ölmüş olmasına rağmen Dünya Barış Günü.

Nijerya, Kamerun, Nijer ve Çad’da son iki yılda binlerce insanı katleden ve hala katliamlarına devam eden sözde İslamcı Boko Haram teröristlerine rağmen Dünya Barış Günü.  

Yine Afrika’da 2014’te Libya’da başlayan kriz hala bitmiş değil. Son iki yılda yaklaşık 2000 kişi yaşamını yitirmiş olmasına rağmen Dünya Barış Günü. 

Kaşmir’de Hindistan ile Pakistan arasında 1947’den beri devam eden krizde son iki yılda yaklaşık 1000 kişi; 1948’den beri devam eden Myanmar’daki çatışmalarda son iki yılda yaklaşık 250 kişi; aynı şekilde, Güney Tayland, Kolombiya, Venezuela, Filistin, Filipinler ve Hindistan’daki çatışmaların her birinde son iki yıl içinde yaklaşık bin insan yaşamlarını yitirmiş olmalarına rağmen bugün Dünya Barış Günü.

Hong Kong’ta insan hakları ve özgürlük için sokaklara dökülen milyonlara karşı, halkı sindirmeye çalışan Çin Hükümeti’ne rağmen Dünya Barış günü.

Yeryüzünün bir bölümünde aç yatan ya da açlık sınırında bir milyar insan varken, her gün yüzbinlerce ton yiyeceği çöpe atan sözde gelişmiş ülkelere rağmen Dünya Barış Günü.

Yukardaki çatışmaların tabii ki etnik ve tarihi kökenleri vardır ancak dikkat ettinizse, bu çatışmaların tamamı, Afrika, Asya ve fakir Güney Amerika ülkeleridir. Bu ülkelerin günahı nedir? Bu ülkelerin günahı zengin topraklar, mineraller, doğal varlıklar üzerinde oturmaları; kapitalist sömürgen devletlerin iştahlarını kabartmalarıdır.

Bu ülkelerin çoğunda Fransa, İngiltere, ABD, Rusya veya Çin’in çıkarları söz konusudur. Örneğin, Fransa hala 14 Afrika ülkesinden her yıl 500 milyar dolar koloni vergisi alıp Hazinesine gelir olarak koymaktadır. 2008’de Chirac, “Afrika olmasa Fransa üçüncü dünya ülkelerinden biri olur” demiştir. Bu Afrika ülkelerinde iktidara gelen liderler Fransa’ya bu vergileri ödemeyi reddederler ise ya darbe ile giderler ya da suikasta maruz kalırlar. Ödeyen liderler ise lüks içinde ödüllendirilirler.

Filistin ve İsrail arasındaki savaş bir türlü bitmek bilmiyor. Ne zaman kalıcı bir barışa yaklaşılsa, herhangi bir sebeple barış ortamını bozacak bir çatışma çıkmaktadır. Suudi Arabistan komşu Yemen’de kadın çoluk çocuk demeden binlerce insanı katletti. Buna rağmen bugün Dünya Barış Günü.

Körfez savaşlarında Saddam’ın Kitle İmha Silahları olduğuna Batı toplumu inandırılmaya çalışıldı ve Birleşmiş Milletler kararı dahi olmadan ABD ve İngiltere (sözde müttefiklerle birlikte!) 2003’te Irak’a saldırdı. Kitle İmha Silahı olmadığını bildiren Dr David Kelly’e ve tüm dünyada pek çok ülkede milyonlarca insanın sokaklara dökülüp protesto etmesine rağmen (bu protestoların Londra ayağında ben de vardım ve iki milyon insan hep bir ağızdan “Irak’a Saldırmayın” diye haykırdık) bu Irak’a saldırdılar.  Silah bulunmadığını rapor eden ve savunan Irak Kitle Silahları Gözetimcisi Dr. David Kelly İngiltere’de evinin yakınlarında intihar etmiş halde bulundu. Olay örtbas edildi.  Buna rağmen bugün Dünya Barış Günü.Biz bugüne dönelim.

Amerika başkanı Trump daha geçen ay, Danimarka’ya parasını ödeyerek Grönland’ı satın almayı teklif etti. Bu teklif reddedildi ama bir ülkeyi satın almak için böyle bir teklifin yapılmış olması bile korkunçtur. 

ABD Başkanı Trump göreve gelir gelmez, daha önce ABD’nin imzaladığı Paris anlaşmasından çekildiğini açıkladı ve ülkedeki pek çok kömür madenini aktif hale getireceğini; dolayısıyla fosil yakıt kullanacağını açıklamıştı. ABD’nin çevreyi korumak adına mali kayıplara katlanmaya gücünün olmadığını düşünüyordu. ABD ekonomisinin ayakta kalması bol ve ucuz enerjiye ulaşmasıyla mümkündür. Trump bunu çok iyi biliyor ve bu yüzden sadece ve sadece ABD vatandaşlarının refahı için dünyanın geleceğini tehlikeye atması hiç de şaşırtıcı değildir.

ABD, çevre konusunda oyunu adil oynamamaktadır. Yeryüzündeki toplam sera gazı salımınım Çin ile birlikte yarısından sorumlu bir ülkenin bu şekilde sorumsuzca fosil yakıt kullanmaya devam etmesi, dünyamız için bir felakettir.  

Dünya barışını tehdit eden tüm sorunları böyle kısa bir makaleye sığdırmak doğal olarak mümkün değildir ama temel olarak dünyamızın barışını tehdit eden en önemli etmen insanların açgözlülüğü, bencilliğidir. Batı toplumları şimdiye kadar sahip oldukları lüks yaşam tarzından vazgeçerek yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını artırmak ve daha az enerji harcamak, daha temiz teknolojilere yönelmek zorundadırlar.  Sonradan kapitalistleşen Çin, kapitalizmin bugüne kadar yaşadığı ve dünyamıza felaketler getirmiş birinci ve ikinci dünya savaşı öncesi yaşanan ekonomik ve siyasal krizlerden ders çıkarmalı, kendi ülkesindeki vatandaşların haklarına saygı göstermelidir.  

Dünyamız dar bir çemberden geçmektedir. Bu geçişte bilimin önderliğine ve barışın bilgeliğine sığınmak zorundayız. Ülkesini ateşe atmaya, kişisel hırslarına yenik düşmeye hazır pek çok lider görünümlü siyaset insanları popülist söylemlerle maalesef kendilerine iktidar yolunu açmayı çok iyi beceriyorlar.  Bunlardan biri de İngiltere’de başbakan olmayı becermiş Boris Johnson’dur.  Johnson ve Trump çok iyi anlaşmaktadırlar çünkü her ikisi de popülist söylemlerle iktidar olmuş, demokrasi ve insan haklarına değer vermeyen politikacılardır. Johnson, muhalefet, AB ile bir anlaşma olmadan Brexit’i önleyemesin diye Kraliçe’den parlamentoyu beş haftalığına kapatmasını talep etmiştir. Böyle bir yönteme İngiltere’de en son 1. Charles döneminde 17. Yüzyılda, yani 400 yıl önce başvurulmuştu. Politikada taraftar olmak istemeyen Kraliçe bu isteği kabul etmiştir.  Johnson’un bu davranışı hem Brexit taraftarları hem de karşısında olanlar tarafından tepkiyle karşılandı ve dün (31 Ağustos 2019) İngiltere’nin hemen hemen her yerinde yüzbinlerce insan tarafından protesto edildi. Artık Boris Johnson İngiltere’de demokrasiyi katleden adam olarak anılmaktadır.  Johnson’un siyasi yaşamının fazla uzun olacağını sanmıyorum ama demokrasi adına yarattığı tahribat büyüktür ve İngiltere’ye zarar vermiştir. Er ya da geç İngiltere doğru yolu bulacaktır. Ama tarihi boyunca İngiliz toplum hiç bu kadar ayrışmamıştı. Brexit, sonunda İskoçya ve Galler’in de Birleşik Krallık’tan ayrılmasına yol açacaktır.

Sonuç olarak, dünya ne zaman demokrasi, insan hakları ve özgürlüklerden uzaklaşmışsa ve kapitalizm enerji ve diğer kaynaklar açısından sıkıntıya girmişse, etnik çatışmalar alevlenmiş, ayrımcılık en üst düzeye tırmanmış, savaşlar baş göstermiştir. Bu 1900’lü yıllarda da böyleydi; 1930’larda da böyleydi. Nitekim her iki dönemin sonunda da Birinci ve İkinci Dünya Savaşları yaşanmış milyonlarca masum insan yaşamını yitirmiş, insanlık yüz karası bir dönemden geçmiştir.

Eğer yine böyle dönemleri yaşamak istemiyorsak hepimize büyük görevler düşmektedir. Her şeyden önce barışa inanalım ve barışı öncelikle kendi dünyamızda içselleştirelim. Kendisiyle ve komşusuyla barış içinde olmayan bir insanın daha geniş toplumla ve dünyada barışı sağlaması düşünülemez bile. “Benden önce sen” demesini bilelim. Fikirlerimizi özgürce ifade edelim ama bundan da önemlisi, başkalarının da beğenmesek bile fikirlerini dinleyelim ve onlara fikirlerini özgürce ifade etme şansını verelim. Bize ait olduğunu düşündüğümüz hakları başkalarına da tanıyalım ve etnik kökeni, dili, dini, milliyeti, cinsiyeti ne olursa olsun insanlara saygı duyalım. Çevremizdeki insanlara bunları anlatalım. Unutmayın, barış çaba ister, beklemekle gelmez. Barışı kuracak ve sürdürecek olan bizleriz, bizlerin çabasıdır. Yeryüzündeki kaynaklar tüm insanlığa yetecek kadar zengindir. Yeter ki bizler paylaşmasını bilelim.

Dünya Barış Gününüz Kutlu Olsun!  

"Demokrasinin beşiği İngiltere'de demokrasi katledildi"

Dünya’daki, ekonomik ve siyasal sıkıntıları ve sürmekte olan savaş ve terörü ve tüm bunları körükleyen politik iklimi düşündüğümüzde bugünün önemini daha iyi kavrıyoruz. Bugün barışa ve barışı destekleyen politika ve politikacılara her zamankinden çok daha fazla ihtiyacımız var.

Brexit’in üzerinde güneş batmayan imparatorluk, 31 Ekim’den sonra güneşe hasret kalacak gibi görünüyor.  Atlas okyanusunda yalnızlığa itilmiş bir adacıklar topluluğu için tehlike çanları çalıyor.

Brexit’in başını çeken muhafazakarlardan Ali Kemal’in torunu Boris Johnson üç yıl önce de şaibelerle dolu ve araştırılması reddedilen bir kampanya yürütmesi ve İngilizlerin referandumda neye oy verdiklerini pek de iyi anlayamamaları sonucu referandum’da AB’den ayrılma %52 oy oranıyla kabul edilmişti.  Başbakan Theresa May, uzun görüşmelerden sonra Britanya’nın AB’den çıkabilmesi için 30 milyar Sterlin tazminat ödemesi karşılığı düzenli biçimde çıkabileceği konusunda bir anlaşmaya vardı ancak İngiliz Parlamentosu bu anlaşmayı reddetti.  

Theresa May’in başbakanlıktan istifasından sonra son birkaç hafta içinde Boris Johnson muhafazakarların lideri seçilince otomatikman başbakan da oldu. Boris Johnson’un halk tarafından seçilmemiş bir başbakan olduğunu vurgulamakta fayda var.

Boris, başbakan olur olmaz Eylül’ün ortasından itibaren beş hafta süreyle Kraliçeden parlamentoyu kapatmasını istedi. Böyle bir yönteme en son 17. Yüzyılda 1. Charles zamanında başvurulmuştu.

Bu durum doğal olarak demokrat kesimde büyük infial yarattı. Tüm ülke çapında hemen hemen her yerde bugün gösteri ve protestolar vardı çünkü demokrasinin beşiği İngiltere’de demokrasi katledilmişti.

Yorumlar (0)
banner110
15°
kapalı

escort istanbul

istanbul escort