Yaşar Okuyan:Tek adam rejimi bitmeden Türkiye'de beka sorunu çözülmez!

Son dönemlerdeki çıkışları ile adeta siyasetin "Cesur yüreği" olarak adlandırılan Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, deneyimli siyasetçi Yaşar Okuyan, Türkiye Siyasetinin geldiği son durumu, AKP-MHP ittifakını ve yaşanan göçlerin...

20 Ağustos 2019, 11:39
Yaşar Okuyan:Tek adam rejimi bitmeden Türkiye'de beka sorunu çözülmez!

Son dönemlerdeki çıkışları ile adeta siyasetin "Cesur yüreği" olarak adlandırılan Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, deneyimli siyasetçi Yaşar Okuyan, Türkiye Siyasetinin geldiği son durumu, AKP-MHP ittifakını ve yaşanan göçlerin yarattığı güvenlik sorununu İzmir Gündem’e değerlendirdi.

Siz 1970’li yıllardan beri siyasetin içinde yer almış, çeşitli partilerde aktif siyaset yapmış birisiniz. Geçmiş siyasi yaşamınızı ve şu anınızı göz önünde bulundurduğunuzda kendinizi ideolojik olarak nasıl tanımlarsınız?

Yaşar Okuyan, Atatürk’ün kendini ifade ettiği Türk milliyetçisidir. Yaşar Okuyan, hukuk ve demokrasi kavgası veren kişidir. Yaşar Okuyan, yolsuzluklara karşı mücadele veren kişidir. Yaşar Okuyan, devletin ve milletin geleceği için ölümü göze almış, idam sehpalarında yargılanmış ve cezaevlerinde işkence görmüş kişidir.  Özetle Yaşar Okuyan, siyasetin imalat hatasıdır.  

“TEK ADAM REJİMİ BİTMEDEN TÜRKİYE’DE BEKA SORUNU ÇÖZÜLMEZ.”

40 Sene önceki Türkiye ve şu anki arasında siyaseten ne gibi farklar görüyorsunuz?

40 sene değil, 18 sene öncesinin Türkiye siyasi tablosuyla şimdiki arasında bile fersah fersah fark var. Geçmiş dönemde de muhalefet vardı, iktidar vardı, bunların yapabildikleri vardı, yapamadıkları vardı, yanlış yaptıkları vardı. Bunun karşısında da muhalefet o yanlışları gündeme getirir, tenkitler yapardı. Sadece siyasi parti olarak değil, gazetecisi, sivil toplum örgütleri de demokrasinin genel çerçevesi içerisinde en ağır eleştirileri siyasi iktidara yönlendirirdi. Sadece parlamentonun içinde değil, dışarda da bu böyleydi. Rahmetli Demirel’in Başbakanlığı döneminde öyle tiyatro oyunları sergileniyordu ki, bizzat Demirel de kendisine ağır hakaretler içeren tiyatro oyununa katılıyordu. Şu anda bunlar var mı? Türkiye’nin geldiği son noktada, düşünmekten bile korkan bir toplum haline geldik. Bu siyaseten bir mukayese değil, rejim açısından bir mukayese, çünkü şu an siyaset denen bir şey yok. Bizde siyaset denince anlaşılan partidir, propagandadır, seçmendir, afişlerdir. Bu siyasetin seçimlerle ilgili bölümüdür. Siyaset kolunun içinde olan insanlar o günün ve gelecekte günün şartlarını dikkate alarak devleti yönetme sorumluluğu içindeyse veya devleti yönetme sorumluluğunu almak için ortadaysa, 3 sene sonra şöyle olacak, 5 sene sonra bu olabilir diye bir planlama, değerlendirme yapar. Bu her alanda böyle olmalı. Ama 18 senedir bunların hiçbiri yok. Bir tek adam var, etrafında yağcılar takımı, hırsızlar takımı, yolsuzluk yapanlar, devleti soyanlar var. Sarayın çevresinde olanlar bunlar. Sizin devlete 10 liralık bir borcunuz olsa, ertesi gün icra gelir evinizi haczeder. Ama 450 milyon liralık vergi borcunu bir talimatla sıfırlayan bir ülke haline geldik. 18 Yılın sonunda bugün Türkiye’nin geldiği nokta maalesef kör topal da olsa 1946’dan bu yana devam eden demokrasi serüveninin askıya alındığı bir noktadır. Anayasa bu hükümet döneminde 100 defa ihlal edildi. Bu tek adamın umurunda değil, o her şeyi bilir. Ama Kaz Dağları’nda günlerce direniş oldu, orada 196 bin ağaç kesildi ve kesilmeye devam ediyor, ama tek adam çıkıyor “Ben Kaz Dağları’nda böyle bir şey olduğunu bilmiyordum.” diyor. Son üç seçimdir beka tartışmalarını açan Tayyip Erdoğan ve onun destekçisi olan Devlet Bahçeli, MHP demiyorum dikkat edin, aslında kendi bekalarını kastediyorlar. Milletvekili seçimine beka dediler, referandumda beka dediler, Cumhurbaşkanlığı seçiminde beka dediler, yerel seçimlerde beka dediler, İstanbul seçiminin ikinci tekrarında beka dediler. Bu beka dediklerinin ülke bekasıyla ilgisi yok. Türkiye’nin bir beka sorunu var mı? Var. Türkiye’nin sorunu tek adam rejimi, demokrasidir. Milli güvenlik sorunlarını bahane ediyorlar. Bizim Suriye’de ne işimiz var? Siz Esad’la kankaydınız, karısı, kızı, çoluğu, çocuğu beraber tatil yaptınız. Ne oldu da bir gecede Esad kardeşim, Esed’e dönüştü? Orada gittiniz, Emevi Camii’nde 2-3 ay sonra namaz kılarız dediniz. Aradan 8 sene geçti. Siz Emevi Camii’nde namaz kılmadınız, ama Türkiye’deki camilerde yüzlerce şehit cenazesinin cenaze namazı kılınmasına sebep oldunuz. Kendi resmi rakamları 4 milyon, ben iddia ediyorum ki 6 milyona vardı sırf Suriye’den gelenler. IŞİD’i burada, PKK’sı burada. O kapılardan kim giriyor belli değil. Terör örgütlerinin tamamı şu anda Türkiye’de cirit atıyor ve uykuya çekilmiş durumdalar. Harekete geçtiklerinde Türkiye Devleti bunu nasıl karşılayabilecek? Beka işte bunlar, beka sorununu siz yarattınız. Onun için diyorum, tek adam rejimi bitmeden Türkiye’de beka sorunu çözülmez. Yakın çevresi Tayyip Bey’i Allah olarak görüyor ve kendisi de bunlardan hiç rahatsız değil. Mehmet Ağar’ın oğlu “Biz Tayyip Erdoğan’ı görünce Allah’ı görmüş gibi oluyoruz.” diyor. Düzce Milletvekili Tayyip Erdoğan için “Allah’ın bütün vasıflarını üzerinde toplamış.” diyor. Siz Allah’a şirk koşuyorsunuz, Erdoğan da hiçbir şey söylemiyor. Tayyip Erdoğan rejiminin Türkiye’de tahrip etmediği hiçbir alan yok, dış politikadan iç politikaya, ekonomiden eğitime. Türkiye’de ciddi bir iktidar başa gelirse bunları 3-5 senede düzeltir, çünkü bu potansiyel var bu ülkede. Ama 50 sene geçse bile tek adam rejiminin tahrip ettiği bir konu var ki asla düzeltilemez. O da islama yaptıkları ihanetlerdir. Şu anda kendilerine yakın olan anket şirketlerinin açıklamaları var. Mesela Mak Ajans halk arasında yapmış, bir başka ajans İmam Hatip okulu öğrencileri arasında yapmış. İmam Hatip okulu öğrencileri arasında yapılan ankette namaz kılan öğrenci sayısı 100 kişide 24 kişi. Bu araştırmaya göre ben deistim diyenlerin oranı %14, ateistim diyenlerin oranı %8. Üstelik bu sonuçlar cesaret edip söyleyebilenlere ait, bir de korkan ve söyleyemeyenler var. İşte bu tahribatı başka iktidarlar da gelse düzeltemez. Türkiye bir başka ülke tarafından işgal edilse bu kadar tahribat olmaz. Bakın sadece İzmir’de 7 yerde iki gündür yangın var. Bir tane Tarım ve Orman Bakanı var, tam Allahlık. Bakan ya, sadece bakıyor. Orman yangınları için sözleşme yaptıkları bir firma kendi yakınları ve ömründe böyle bir işe girmemiş bir firma. Türk Hava Kurumu, o firmanın yaklaşık %30’una yakın düşük teklif verdiği halde oraya vermediler. Şartnamede de yangın başına ücret ödeme var. Bu yangınları PKK yapıyor diyorsunuz, bu olabilir çünkü PKK’nın buna benzer yaptığı hainlikler var. Bakanlar çıkıyor “Bir mi ağaç yandı, 100 tane dikeceğiz yerine” diyorlar, bir bakıyorsunuz iki sene sonra otel yapılmış. Hep de denize bakan, manzaralı, güzel yerler yanıyor tesadüfen. O zaman insanın aklına şu geliyor; siz bu firmalara bir taahhüt verdiniz, onun altında kalındığında da devlet ödüyor biliyorsunuz, bu taahhüdü karşılamak için mi çıkıyor bu yangınlar? İşte gördüğünüz gibi Türkiye’de devlet organizasyonu dediğimiz şey giderek tahrip ediliyor.  Özetle Türkiye’de bir beka sorunu vardır. Bu beka sorunu da tek adam rejimi ve bu rejime destek olan bazı menfaat çevreleridir.

“GÜNÜ KURTARMAK İÇİN HER ŞEYİ SATIYORLAR.”

31 Mart yerel seçimlerinden sonra,  kurulması planlanan yeni partiyle de beraber AKP’nin kan kaybı yaşadığı söylentileri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Orada iki parti kurulacak gibi duruyor ama sonuçta bunlar mutlaka Babacan’ın etrafında toparlanırlar. Davutoğlu parti kurup seçimlere girse 1-1,5 puan alır, 2 almaz. Ama Babacan daha şanslı. Çünkü Türkiye’nin şu an en büyük sıkıntısı ekonomi, kredi bulamıyor. Dış piyasa, yatırımcı, kredi kuruluşları güvenebileceği bir adam arar. Bu anlamda şu an Türkiye’yi yönetenlere güven sıfır. 20 Milyar dolar için %12,5-14’le faiz ne demek biliyor musunuz? Tefeci faizidir bu. Günü kurtarmak için her şeyi satıyorlar. Ben geçen sene seçimlerden sonra ekonominin nasıl yuvarlanarak gideceğini söyledim. Ben ekonomist değilim, ama bu işin uzmanlarının yorumları var, parametreleri koyuyorlar ortaya, sizin de aklınız varsa bunu görürüsünüz. Bunu söylediğim zaman dolar 3,2 idi. Daha sonra 6’ya 7’ye çıktı. Şimdi kısa vadeli bir operasyon yaptılar 5,5’e indi. Para yok, kredi alamıyorsunuz, ne yapacaksınız? Mecburen para basacaklar, o zaman da enflasyon fırlayacak. Şu anda mutfak enflasyonu, gıda, meyve, sebze enflasyonu bir yıl öncesiyle mukayese ettiğinizde %57-60 arasında. Bunlar TÜİK’in kendi rakamları. İşçilere ne verildi? O Türk İş’in başındaki zat Bakan’a yağ çekme derdinde, halkın hakkını gasp ediyor.

“DEVLET BAHÇELİ VE ABDULLAH ÖCALAN KENDİ TABANINDA SIFIRLANMIŞTIR.”

Geçtiğimiz yerel seçimde HDP ve terörist başı Öcalan arasında bir fikir ayrılığı oldu. Siz bu durumu HDP açısından nasıl değerlendiriyorsunuz, bir dönüşüm yaşandığını düşünüyor musunuz?

31 Mart yerel seçimlerinde ve tekrarlanan İstanbul Seçiminde, Türkiye üzerinde o üst akıl dediğimiz merkezlerin önemli katkılarıyla iki kişi kendi tabanında sıfırlanmıştır. Biri Abdullah Öcalan diğeri Devlet Bahçeli. Abdullah Öcalan kendi tabanında sıfırlanmıştır, orada lider artık Selahattin Demirtaş. Tayyip Erdoğan, Devlet Bahçeli ve Soylu seçime son dakika kala manevra yapmaya çalıştılar. Ki bu manevra kanuna aykırıdır, Ceza Muhakemesi Usul Yasası var. Terörden mahkum olmuş, ağırlaştırılmış müebbet almış kimseye idare ancak ve ancak uygun gördüğü zamanlarda, sadece ailesiyle görüşme hakkı tanır. Seçimlere 10 gün kala, biri çıktı iki kere gitti, bir de oradan beyanat aldı. Bunlar yetmedi, kırmızı bültenle aranan, başında 4 milyon lira ödül olan Öcalan’ın kardeşini TRT’ye çıkarttı. Bir de Tayyip Erdoğan milletin gözünün içine baka baka “Ben Osman Öcalan’ın terörden arandığını bilmiyordum.” diyor. Siz milletle dalga mı geçiyorsunuz? Şimdi sen terörle irtibatları var diye hukuksuz bir şekilde HDP’nin üç Büyükşehir Belediye Başkanı’nı alıyorsun oradan ve kayyum atıyorsun. Seçimin hemen ardından yine HDP’nin 6 tane ilçe belediyesinde mazbataları verdi, geri aldı. Bunlar suçtur, gasptır. Şimdi bunları yaptınız, peki Osman Öcalan’la kim irtibat kurdu da çıkarttı oraya? Bununla ilgili de soruşturma açılmadı. Şimdi terörist başının kardeşini TRT’ye çıkartan tek adam rejimi, Soylu’yla beraber üç Büyükşehirle ilgili plan yapıyor. Ben HDP’li değilim, HDP ile de hiçbir şekilde ilgi alakam olamaz. Ama burada başka bir şey var. HDP bir suç örgütüne dönüşmüşse, PKK’nın devamı niteliğindeyse, PKK’nın faaliyetlerinin legal anlamda yansıtan bir partiyse, iktidar sensin, yasaları uygula, içeri al, partiyi kapat. Bunları yapıyor musun? Yapmıyorsun. Bunlar sanıyor ki herkes aptal bir kendileri zeki. Olmuyor işte, İstanbul’daki seçimlerde de olmadı. Erdoğan gittiğini biliyor. Bütün bunlar paniğin ve korkunun getirdiği zikzaklar. Devlet Bahçeli de taban nezdinde sıfırlandı. Erzurum mitinginde “Bunu niye idam etmiyorsunuz?” diye ip atmışken, İstanbul seçimleri sırasında bir akademisyenin çıkıp Öcalan’ın bildirisini okumasını gayet insani ve hukuki bir davranış olarak niteledi. Son İstanbul seçiminde MHP içinden kendi adaylarına oy veren sayı %10 bile değildir. Siz yanlış üstüne yanlış yaparsanız o sistem sıkışır ve bir yerde sizi mahkum eder.

Siz İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Yüksekokulu mezunusunuz ve bir dönem de gazetecilik yaptınız. Türk medyasının son durumunu eski bir gazeteci olarak nasıl görüyorsunuz?

Ben 30 yıla yakın gazetecilik yaptım. Medyanın şu anki hali tam bir rezalet, kepazelik. Medyanın %86’sı saray ve bahçesindekilere ait. Bir faydası şu oldu, 15-16 ayrı gazeteye para verip alacağınıza, bir tanesini alıyorsunuz, hepsi tek elden çıktığı için.

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapılacak adli yıl açılış törenine katılma kararı tartışmalara neden oldu. Siz bu kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben Metin Feyzioğlu’nu tanımakta zorluk çekmeye başladım. Yani 1 sene, 2 sene önceki Metin Feyzioğlu gitmiş, sanki yerine Metin Feyzioğlu sıfatında başka biri gelmiş gibi. Bir de sakal bırakmış, herhalde hidayete erdi. Bakın ret veren 42 baro oldu ve bu işin başını da İzmir Barosu çekiyor. İstanbul, Ankara, İzmir bunlar zaten Türkiye’deki çoğunluğu temsil ediyor. Yani %80’i 90’ı bu katılımı protesto ediyorlar. Çünkü Yargıtay yeni yargı döneminin açılışı için yapılacak törene koca Ankara’da salon bulamadı, Saray’ın içindeki salona mahkum oldu. Niye bizim hakim, savcı ve avukatların cübbesinde düğme olmaz? Bu dönemde hakim ve savcıların maalesef büyük bir kısmının cübbesine düğme dikilmiştir.

Türkiye’de işsizlik oranı %13,8 olarak belirtildi. Bununla beraber ekonomide de sıkıntılar yaşanıyor. Hükümet kanadından olumlu tablolar çizildiğini görüyoruz, siz geçmişte Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yapmış biri olarak işsizlik ve ekonomik krizi nasıl değerlendiriyorsunuz, olumluya gideceğine dair bir öngörünüz var mı?

Olumluya gitmesi mümkün değil, aksine her geçen gün daha kötüye gidiyoruz. Ben 3 buçuk sene Çalışma Bakanlığı yaptım, o verilen istatistiki rakamlar hep masa başı dizaynı rakamlardır. Kendi rakamlarına göre 4 küsur milyon gibi bir veri var. Tarım kesimi hariç şu anda Türkiye’de reel işsizlik 8 buçuk, 9 milyonu buldu. Ama gerçek işsizlik bu değil. Çünkü TÜİK, tarım kesiminde çalışan herkesi işi var olarak kabul ediyor. Esas şu an Türkiye’de işsiz sayısı 13 milyondur. İnsanlar geçinemiyor. Geçen gün Diyarbakır’da bir köylüye elektrik borçları gelmiş. Adam ödeyemeyince trafo direğine astı kendini. İşsizliğin yansımadığı yerler yok mu? Var; Saray ve çevresi.

Yorumlar (3)
MÜMİN GÖL 13 ay önce
Çok biliyon, sen ne boksun.E.Y.T senin eserin.
Güngör Çetin 13 ay önce
Sen değil misin bu EYT yi çıkaran soysuz şimdi kalkmış tek adam diktatör siz kendi dikta ile yönetti giniz yılları arayorsunuz haysiyet siz
Necdet gök 13 ay önce
Taksimde anıracaktın bekliyoruz
25°
açık