CHP'li Sındır: Tek adam rejiminde yargıdan bağımsız hareket etmesini bekleyemeyiz

Cumhuriyet Halk Partisi İzmir Milletvekili Kamil Okyay Sındır İzmir Gündem’e yargı bağımsızlığı, tartışmalara neden olan belediye başkanı atamaları ve kötü giden ekonomiye dair açıklamalarda bulundu.

CHP'li Sındır: Tek adam rejiminde yargıdan bağımsız hareket etmesini bekleyemeyiz

İzmir Gündem/Melis Çivici

Halkın gözündeki Cumhuriyet Halk Partisi imajının da değişmeye başladığını belirten Sındır, bu değişimin Türkiye siyasetinde önemli sonuçları olacağını söyledi.

Eski bir Belediye Başkanı olarak yerel seçim sonuçlarını CHP açısından nasıl değerlendiriyorsunuz ve görevde ilk dönemini yaşayan başkanlara tavsiyeleriniz var mı?

31 Mart yerel seçimleri Cumhuriyet Halk Partisinin görünür, hissedilir bir başarısı olarak değerlendirilebilir. Ama bu başarının birkaç nedeni var. Birincisi Cumhuriyet Halk Partisinin kendi mücadelesi. Başta Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere, uzun soluklu bir sürecin getirdiği bir noktadır bu. Yani bir anda ya da sadece doğru belirlenmiş adaylarla oluşan bir süreç değil. Bu sonuç CHP’nin uzun zamandır, hatta adalet yürüyüşünden de önce başlayan sürecinin sonucudur.  Adalet yürüyüşü ve adalet kurultayıyla beraber CHP’nin programına, ilke ve değerlerine sadık kalarak, cumhuriyetin temel değerlerinden asla taviz vermeden, demokrasi ve barışı öne çıkararak toplumun her kesimine yaptığı çağrının sonucudur bu. İnsanların hangi etnik kimlikte olursa olsun, hangi inanç kimliğinde olursa olsun, hangi siyasal düşünce içinde olursa olsun önce millet diyerek yürüttüğümüz bir çabanın sonucudur bu yerel seçim. Aday tercihlerinde de bu anlayışın öne çıktığını görüyoruz. Adaylarımıza baktığınızda, toplumu kucaklayan, sevgi ve barış dilini öne çıkaran, ben de sizdenim diyen ve genellikle belediye başkanlığı tecrübesi olmuş kişilerdir. Bu, partinin müthiş bir başarısıdır. Bunun ürünlerinden biri de siyasi yelpazenin sağında yer alan partilerle demokrasi birlikteliğinin sağlanmasıdır. Doğrudan herhangi bir ittifak görüşmesi yapılmasa da HDP’nin de iktidarın yanlış politikalarına karşı akılcı bir yaklaşımla hareket ettiğini gördük. Geçmişte “Elim kırılsın, ben CHP’ye oy vermem, bunlar dinsiz, bunlar komünist” diyen geniş bir kesimin, bugün CHP’yi cumhuriyetin kurucusu olan parti olarak görmesinin yanı sıra, Türkiye’yi bu antidemokratik, otokratik, diktatöryal yönetim biçiminden kurtaracak parti olarak gördüğü için sandığa gitmiş ve CHP’ye oy vermiştir. Bunun bir de edilgen bir etmeni var. O da karşımızdaki o tek adamın kin, öfke, nefret, Cumhurbaşkanlığı makamını siyasi bir partinin makamı olarak kullanıyor oluşu, Cumhurbaşkanı olarak çıktığı her kürsüde hatta camilerde ve cenazelerde dahi nefret kusması, insanları ötekileştirmesi, geçmişte AKP’ye oy verdiğini söyleyen insanları bile rahatsız etti. Ama bizim için mutlak başarı Türkiye’nin her büyükşehir il ve ilçesinde iktidara gelmiş olmaktır. O yüzden bunu yeterli bir düzey olarak görmek parti olarak bizi geriye götürür. Bu mutlak başarıya giden yolda bir adımdır. Türkiye’nin her yerinde daha yapacağımız daha çok iş var.

“LAFLA PEYNİR GEMİSİ YÜRÜMEZ”

Türkiye’de ekonominin geldiği son durum itibariyle üretici de tüketici de zor durumda. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ise geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamayla önümüzdeki yılın ikinci yarısında daha pozitif bir tablonun ortaya çıkacağını belirtti. Siz bu açıklamayı ve Türk ekonomisinin geleceğini nasıl yorumluyorsunuz?

Berat Albayrak geldiğinden beri tablonun daha olumlu olacağını söylüyor ama biz 2013 yılında gerçekleşmiş temel ekonomik göstergeleri şimdi 2023’e hedef göstermiş durumdayız. Lafla peynir gemisi yürümüyor. 11. Kalkınma planını hazırlayan hükümet, daha doğrusu tek adam rejimi, koyduğu hedeflere baktığınızda örneğin, 1 trilyon 80 milyon dolar civarında gayri safi milli hasıla hedefi koymuş,  oysa ki 10. kalkınma hedefi 2 trilyondu. Türkiye’de kişi başına gayri safi milli hasıla için konulan hedef 1244 dolar, 2013 yılında gerçekleşmiş olan 1240 dolar. Yani 2013 yılında gerçekleşmiş olan hedef ne kadar aşağı düşmüş ki, onu 2023’e hedef koyuyorsunuz. Türkiye AKP iktidarında 10 yıl değil 50 yıl geri gitmiştir. Bunu siyasi bir çıkar beklentisiyle söylemiyorum, keşke yapabilseler, keşke daha iyiye gitse ama böyle değil. 43 Sayılı bir kararname çıkarttılar yeni, devletin yurtiçi ve yurtdışı şirketlerle ortaklık yapabilme yetkisini veriyor Hazine ve Maliye Bakanlığı’na. Yani devlet, dilediği şirketlerle ortaklık kurabilecek. Devlet bunu yandaş ve batmak üzere olan şirketleri kurtarmak üzere kullanacak. Şimdi batan bir gemide kendi yandaş sermayesini nasıl ayakta tutarımın derdine düşmüş bir iktidar var.

“ZAMANINDA GERÇEKLEŞMEYEN ADALET, ADALET DEĞİLDİR”

Bildiğiniz gibi geçtiğimiz günlerde Anayasa Mahkemesi, Barış Bildirisine imza atan 10 akademisyenin yaptığı bireysel başvuruda hak ihlali kararı verdi. Sizin bu son durum hakkındaki görüşleriniz nelerdir, bu kararı nasıl okumalıyız?

Türkiye’de maalesef yargı bağımsızlığını yitirmiş durumda. Anayasa Mahkemesi niye bu kadar bekledi? Bu insanlara yazık değil mi? 1000’i Geçmiş Barış Akademisyeni işlerinden oldular, tutuklandılar, dışarda olanlardan yurtdışına gitmiş olanlar, yurtdışında olup içeri gelemeyenler var. Zamanında gerçekleşmeyen adalet, adalet değildir. Anayasa Mahkemesi Türkiye’deki siyasi konjonktürde bir değişim mi gördü de böyle bir tavır aldı diye sorgulamak lazım. Bir insan düşüncesini ifade ediyor diye terörist kabul edilemez. Toplumsal barış çağrısı yapan insanları siz bu duruma düşürüyorsunuz. Diliyorum bu karar sonrasında akademisyen arkadaşlarımız iadei-i itibar yapılarak aynı görevlerine geri döndürülürler.

Son günlerde CHP’li bazı Belediye Başkanlarının atamalarda tanıdıklarını görevlendirdikleri iddiaları tartışmalara yol açtı. Bu iddialar hakkındaki yorumunuz nedir?

Bizim parti olarak bir hedefimiz var. Biz iktidar olmak istiyoruz öncelikle. İktidar bir araçtır, iktidar olmak bir hedef olamaz. Bizim hedefimiz Türkiye’yi yine aydınlık, çağdaş, demokratik, laik, sosyal hukuk devletinin bütün kurum ve kurallarıyla işlediği bir devlet haline dönüştürmek ve halkın huzuru, mutluluğunu bir an evvel sağlamak. Bu hedefe doğru yol alıyoruz. Türkiye’de çok ciddi problemler var, ekonomik sorunlar var, toplumsal barışa dair sorunlar var, dış politikada sorunlar var, adaletle ilgili sorunlar var. Cumhuriyet Halk Partisi bu meselelere çözüm arayışı içindeyken böyle yanlışların içine girilmesi asla kabul edilemez. Dikkat edecekler. Attıkları her adıma, aldıkları her karara yüksek hassasiyette dikkat edecekler. Toplumun vicdanını rahatsız edecek, toplumsal değerlerle ters düşecek eylemler içine girerek partimizi zor durumda bırakmaktan kaçınmaları gerekiyor. Bu konuda zaten malum, iktidarın yandaş medya organları bunun üstüne hemen atlıyorlar ve her türlü alçakça, taraflı, basın ahlakı ve etiğine uymayan haberlerle partiye ve dolayısıyla bizim iktidara giden yolumuza zarar vermek için ellerinden geleni yapıyorlar. Onlara bu fırsatları vermemek gerekiyor. Kamuoyunda tartışılan haberlerde kimisi haksız yere, kimisi de gerçekten yapılmış iş ve işlemler üzerinden tartışma yürütüldü. Şu şöyledir bu değildir şeklinde tartışmalara girmek istemiyorum, bu tartışmalara fırsat verilmemesi gerekiyor.

“TEK ADAM REJİMİNDE YARGIDAN BAĞIMSIZ HAREKET ETMESİNİ BEKLEYEMEYİZ”

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu hakkında yürütülen bir süreç var. Kendisi hakkında 4 yıl 10 aydan 17 yıla kadar hapisle cezalandırılması talebi oldukça gündem oldu. Siz isnat edilen suçlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kendisi bu konuda açıklama yaptı zaten. Birtakım montaj ve kumpaslar sonucu yargılandığını kendisi de ifade etti. Bu konuda zaten bağımsız bir yargı sisteminde kendisinin beraat etmesi kaçınılmaz olmalı. Parti devletine dönüşmüş bir ülkede, bir tek adam rejiminde, Hakimler ve Savcılar Kurulu üyelerinin de çoğunu belirleme hakkı olduğu bir ülkede yargıdan bağımsız hareket etmesini bekleyemeyiz. Hakimler verdiği kararda, savcılar yaptığı bir işlemde gereğini yapmadı diye bir algı yaratırsa, görev yerinden uzaklaştırma, sürülme hatta başka bazı suçlamalara maruz kalmaktan korktuğu için verdikleri kararlar çoğunlukla siyasi oluyor. Beraatının kaçınılmaz olması gereken Canan Kaftancıoğlu ile ilgili bu davanın da sonucunu göreceğiz. Ama yine de bu ülkede hala Cumhuriyet’in savcılarının ve hakimlerinin olduğuna inanmak istiyorum.

CHP’nin önünde bir kurultay süreci var. Bu süreç sonunda partiye dair beklentileriniz nelerdir, bir değişim öngörüyor musunuz?

Cumhuriyet Halk Partisi, Sayın Kılıçdaroğlu’nun göreve gelmesiyle birlikte başlayan süreçle bir değişim yaratıyor. Ama o değişim partinin temel programından, ilke ve değerlerinden taviz vermek ya da değiştirmek şeklinde değil, 81 milyona hitap ederek, 81 milyonun da partiye güvenini sağlamaya yönelik bir değişim. Bu değişim en tepeden partinin tüm organlarına kadar yaşanan, halkla iç içe olmak, halkın sorunlarına eğilmek, onlarla bir bütün olabilmek adına bir değişim. Halktan uzak değil, halkın içinde, katılımcı, demokratik bir anlayışla bir değişimi gerçekleştiriyoruz. Bunun da Türkiye siyasetinde önemli sonuçları olacaktır. 

AKP iktidarıyla üçüncü köprü, Osmangazi Köprüsü, Avrasya Tüneli, İzmir-İstanbul otobanı gibi projeler gerçekleştirildi. Yeni açılan otoban hariç diğer projelerde zarar edildiği biliniyor. Mevcut yap-işlet-devret sisteminin doğru işlediğini düşünüyor musunuz, alternatif olarak ne yapılabilir?

Yap-işlet-devret modeli dünyada farklı ülkelerde Türkiye’yle kıyaslandığında az da olsa uygulanan bir model. Ama Türkiye bunun kabul edilebilir sınırlarının çok üstüne çıkmış durumda. Bu projelerde çok fahiş ve denetlenemez bir süreç yaşanıyor. Ben bu konuda çok rahatsızım. Bu kamu özel işbirliği projelerinde yap-işlet-devret var, şehir hastanelerinde olduğu gibi yap-kirala-devret var, yap-işlet var. Bu, ülkenin önündeki en az 25 yıllık döneminin ipotek altına alınmasına sebep olan bir süreç. Yani bizim çocuklarımızın, torunlarımızın verecekleri kararları bugünden verip onları o kararlara mahkum bırakan bir süreç. Ben bu modelleri çok sakıncalı buluyorum. Bir kere Kamu İhale Kanunu’na tabii değil. Yani Kamu İhale Kurumu yapılan ihaleleri denetleyemiyor. Kim yapıyor, usulüne uygun mu bunları bilemiyoruz. İhaleyi açan bakanlık pazarlık usulü şirketleri ihaleye çağırıyor, onun kendi kanunları var çünkü. Ayrıca şehir hastaneleriyle ilgili bir kanun var. Bu kanunlara bakarsanız bu kanun maddelerinde bunların kendi yönetmelikleriyle kendi ihale usullerini belirleme hakları var, anayasaya aykırı olduğu halde. Bunu ben mecliste de gündeme getirdim. Sadece o değil, Sayıştay var mesela. Nedir Sayıştay? Bütün gelir ve giderleri TBMM adına, yani halk adına denetleyen kurumdur. Bu projelerde Sayıştay’ın da denetim yetkisi yok. Sayıştay kamu idarelerinin bütçelerini, gelir giderlerini denetleme yetkisine sahip. Bu kamu özel işbirliği projelerinin bakanlıklara bakarsanız her yıl bütçeye koyduğu bir ödeme var. Sayıştay sadece onun miktarını görüyor. Şirketle bakanlık arasında yapılan sözleşmeleri göremiyor. Ben de göremiyorum bir milletvekili olarak. Tam bir soygun düzeni yani. İlk bakışta diyorsunuz ki, “Ne olacak devlet kasasından para çıkmıyor”. Hem de ne paralar çıkıyor aslında. Mesela Karayolları Genel Müdürlüğünün hane halkına transferler kalemine 2020 yılı için 6 milyar 210 bin lira bütçe koymuş. Bunun ne olduğunu sorduğunuzda söylemiyorlar. Bunun tamamı kamu özel işbirliği projesi kapsamında Karayolları Genel Müdürlüğü bütçesinden çıkacak ödemeler. Yani o garanti ödemeler. Bugüne kadar yapılan birçok proje için bugüne kadar yapılan ödeme 4 milyar 530 bin olmuş. 2019, 2020, 2021 ödeneklerine baktığınızda toplam yaklaşık 21-22 milyar lira devletin kasasından para çıkıyor.

“SEÇİMİN ERKEN OLUP OLMAMASI SÜRECİN DİNAMİKLERİNE BAĞLI”

Ali Babacan’ın kurmayı planladığı yeni partiyle beraber AKP’den bazı kopuşlar yaşanacağı düşünülüyor. Bununla beraber de bir erken seçim söylentisi var. Siz bu erken seçimi olası görüyor musunuz?

Biz böyle bir taleple ortaya çıkmıyoruz. Türkiye’yi bir erken genel seçim tartışmasının içine sokup ekonomiyi daha da içinden çıkılmaz bir sürece getirmek istemiyoruz. Seçimin bile bu ülkeye, bu vatandaşa maliyeti çok ağır. Biz Türkiye ekonomik anlamda normalleşmeye gitsin, bunun derdindeyiz. Yapılan yanlışları ortaya koyup bunların düzeltilmesini talep eden bir pozisyondayız. Seçimin erken olup olmaması sürecin dinamiklerine bağlı. Yeni parti kurulması meselesine gelince de, Türkiye siyasetinde çeşitli dönemlerde partiler kurulmuştur. Kurulmalarının nedenlerine bakarsanız, mevcut iktidarın çürümüşlüğünden ayrılarak yeni bir oluşuma girdiklerini görürsünüz. Olabilir, parti kurulabilir, güçlenebilir, güçlenmeyebilir. Bunların Türkiye’de erken genel seçime evrilecek bir sürece sebep olacağını düşünmüyorum.

“CUMHURBAŞKANI BİR SİYASİ PARTİNİN ÜYESİ BİLE OLMAMALIDIR”

Adalet Bakanı geçtiğimiz günlerde meclis açıldığında ilk olarak Yargı Reformu Strateji Belgesinin hayata geçirileceğini ve daha güçlü bir yargı sisteminin inşa edileceğini belirtti. Sizin bu Yargı Reformu Strateji Belgesinden beklentileriniz nedir?

Bir kere Türkiye’de yargı üzerinde bir reform yapılması düşünülüyorsa öncelikle Cumhurbaşkanlığı Sistemi de dedikleri tek adam rejiminden Türkiye’yi kurtarmak lazım. Bunu bir rejim tartışmasına girmek için söylemiyorum ama Türkiye’de Cumhurbaşkanı bir siyasi partinin üyesi bile olmamalıdır. Siyasi dinamiklerin üzerinde, herkesi kucaklayıcı, etkin bir makam olmadığı için yargı, siz ne derseniz deyin, bağımsızlaşamaz. Demokratik süreçlerle üst yargı organlarının belirlendiği, liyakatin üstün tutulduğu bir süreç lazım. Biz tabi ki yargıda reform istiyoruz. Ama AKP iktidarının yargıda reform söylemi bile aslında yargıyı getirdikleri reform ihtiyacı duyulan bir noktanın itirafıdır. Yargının bağımsız olmadığının, yargının çürümüşlüğünün itirafıdır. Yargıyı yürütmenin, tek adam egemenliğinden kurtarmadığımız sürece yapılan her reform anlamsızdır.

Türkiye’de uzun dönemdir yaşanan bir beyin göçü var. Eğitimli ve kalifiye gençleri kaybetmemek için sizce ne yapılması gerek?

Demokrasinin temin edilmesi gerek. Demokrasiden uzaklaşan her ülkede, adalet denen kavram ortadan kalkar ve ülkenin geleceğinden geniş kesimler endişe duymaya başlar. Diktatöryal, faşist ve baskıcı bir yönetim anlayışı egemen olmaya başladıkça da o baskıdan kurtulmak isteyen nesiller ülkeyi terk etmek gibi bir duyguya kapılır. Türkiye’de insanların temel hak ve özgürlüklere kavuşmasını ve toplumsal barışı sağlamak gerek. Sokağa çıktığınızda mutlu insan göremiyorsunuz. Ekonomik, sosyal, toplumsal sorunlar artık o düzeyde ki, vatandaş memnun değil. Esnaf batıyor, çiftçi batıyor. Böyle bir ortamda siz gençlerin geleceğe umutla bakmalarını bekleyemezsiniz.

Yorumlar (0)
17°
açık